May 142014
 

Haiku Atışmaları

in aşağıya
çıkarsın belki
kader
Nurhan Akol

Sagolun canlar
Anlaşilmak cok guzel
Bana musade
Fethi Şeniş

Unutamazsan
Nasıl hatırlarsın ki?
Aferdersin neyi?
Nezih Yücedinç

Ne unuttuysak
Hepsi acılarımız
Rahatız şimdi
Ali Yakup Durşen

Elini verdi
Yüreğimizi aldı
Dolandırıcı
Ali Yakup Durşen

Böyle değildim
Fethi’ye mi yenildim
Nedir bu halim
Ali Yakup Durşen

kim unutur
sonunda unutulan
unutturmasa:-)
Nurhan Akol

Nolur unutursak
Dostlar hatırlatırlar
Yar unutmasın
Ali Yakup Durşen

Unutmak aahtir
Sayilari tutturmak
Gönle ferahtir.
Fethi Şeniş

Haikuyla bozduk
Hepimiz şair olduk
Bu nasıl iştir?
Reşit Tokuç

başım üstüne —
ne mutlu böyle bize
imece şiir!
Ahmet Aksoy

latife derken
iş çıktı başımıza
ekle tabii ki
Ali Yakup Durşen

bu yeni uğraş
paylaşıma muhtaç
izin gerekmez:-)
Nurhan Akol

gönlün de kağıt
gibi bembeyazdır
yaz bildiğince
Ali Yakup Durşen

günah kalemde
kağıt bembeyazdır
sen yine yaz
Nurhan Akol

Sen gene dene
Umut biter mi
Kalemde günah
Ali Yakup Durşen

denemem dedi
acaba denermi
denesin:-)
Nurhan Akol

Elinde kalem
Tutturamadi yine
Ceryan kesikmis
Fethi Şeniş

guruplar toplandı
kılıçlar sallandı
sonuç yok
Nurhan Akol

yaprak düşüyor
gözlerim bulutlanmış
kuşlar üşüyor
Caner Fidaner

yaprak düşüyor
gözleri sis bürümüş
kuşlar üşüyor
Caner Fidaner

yaprak düşüyor
buğulanmış gözlerim
kuşlar üşüyor
Caner Fidaner

yaprak düşüyor
gözlerim yaşla dolmuş
kuşlar üşüyor
Caner Fidaner

Trouble we are in,
Can not be worse than this
My god, help please!
Reşit Tokuç

Trouble we are in,
Can not be worse than this
My god, please help!
Reşit Tokuç

birer tomurcuk
acemi haikuları –
baharda açan
Caner Fidaner

tifüsün biti
senden yakındir bize
recep erdogan
(araklama haiku) Büyükkoç

Bizim durum kel
Olamaz bundan beter
Yar bana medet…
Reşit Tokuç

ıssızdır artık
teknesiz kalmış kıyı
mevsim tükenmiş
Caner Fidaner

Cumbaba Tayyip…
(Başbakan Tayyip…)
Kaçınılmazsa eğer.
Keyfini çıkart…
Hürsel Kendir

Yukarıdaki haikuların kronolojisi yeniden eskiye doğrudur. En baştaki haiku, listeye en son yazılan haikudur. En sondaki ise bu yazışmaları tetikleyen haikudur.
Listeye yazılacak yeni haikuları da bu yazının baş tarafına eklemeye devam edeceğim.

ahmet aksoy

Ağu 302013
 
Haiku Japon menşeli bir kısa şiir türü. Haftasonu sakin bir şekilde okumak için uygun.
Matsuo Basho (1644–1694) ilk büyük Haiku şairi sayılıyormuş.  Dünyanın en meşhur haikusu aşağıdaki Kurbağa haikusu imiş.
Kurbağa
Eski bir havuz…
Kurbağa atlar içine,
Şlap!
Kobayashi Issa’dan başka bir kurbağa haiku’su
Nilüferin üzerinde kurbağa
Ama suratını
nasıl da asmış?
Hep Japonlar yazacak değil ya bunlar da Türk haikuları:
Tam da göremediğinde
köpürüverir gene
                Dalga.
Oruç Aruoba / Ne Ki Hiç

Açık deniz
Güneşten yıldıza boyanmış
Boydan boya

Sustuğun umut
Yürekteki sevdanın
Acı nakışı !
Hakan Cem / Susmanın Ötesi
Ne çok konuştuk
Cırcırböceği-
Hep ben dinledim.
* * *
Kurumuş korkuluk
Her bulutta
Yağmur var sanır
Kadir Aydemir
çalışıyorum
sevişebilmek için
uzaktayken de
*  *   *
ve kış girerken
baktım da bulutlara
hep aynı keder
Onur Çalı
Tem 142013
 

Aşağıdaki şiiri, Reşat Kadayıfçılar-70’in kızı Ekim doğduğunda yazmıştım.

Seneler nasıl da geçivermiş…

MERHABA ÇOCUK
                 -Ekim'e-
Merhaba çocuk!..
Merhaba yumuk eller!
Ne küçücük - dev - yüreğinde keder,
Ne bakışlarında öfkenin pası,
Ne balkıyan güneşe hasret benzin uçuk.
Sen,
          çatlayan tomurcuk
                          merhaba!..
Merhaba
           gözleri su damlası...
Merhaba çocuk!

Ahmet Aksoy
Tem 132013
 

Aşağıdaki şiirler ismini duyurmak istemeyen bir Fen Liseli arkadaşımıza ait.

Bu şiirlere www.afl.org.tr sitesinden de ulaşabilirsiniz.

Genç Fenliselinin Ardından
yurt penceresinden ilk bakışta
    içime dolan o sessiz
o çorak bozkır ortasında çaba ile
    damla damla yeşermiş genç bağların
        yükseğinden göçen hüzün

her gidişinde yıllanan şarabıyla
    bu vadiden artık ayrılmak
ılık denizlerde kış boyu oynamak
    artık aylarca ayık kalmak
        istemiyordu

bağ evinin avlusunda öğle eğlenceleri
raflarımızda ışık dolmuş üzümler
derslikte kızıl buğulu kadehler
    sunan pürheyecan sâkî

bir görünmez parçacık
bir kirli deney tüpü
kendi getirdiğimiz bir lamel
    ve koridorda içtiğimiz bengisu
çağlayan özgüvenimizin gösterişsiz kaynağıydı

çakırkeyf kahkahalarla meyhaneden çıkarken
        inanmıştık
ilkgençlik dağlarımızın rüzgarıyla dolan
kısahayat perdesinden beyaz yelkenimizle
zamanın planları bize beyhudedir

daha yüksek bir hedef
    ve özveri
    ve özverili dostlar
    (bir kadırga dolusu sarhoş)
halinde açıldığımız o davetkar okyanus
bilmiyorduk ki haksız kasırgalar saklar

varsayılanı sorgulayan inatçı arayışta
    bilinmeyen adaların karmaşık ipuçları
        ve başka sahillerden haberler
çözmeye çalıştığımız yeni hayatımızın
    eski düzlem geometrisiydi

doldur sâkî
ayrılan tayfanın aşkıyla doldur
    arayışın bedeli nedir
gayri tabii görünen bu olay bile
    aradığımız
çetrefil tabiat değil midir

duygularla gerçek bulunmaz demiştin
soğuk giriş kapısında güller halinde
    emanet bıraktığımız sıcak duygular
bu kompleks denklemin söyle neresindedir

tarih dolu denizlere çalakürek çıkmışız
doğumda onlara sultan gibi cömert
    davranan cimri zamanın forsalarıymışız

biz akşâma hazırız
        (zaman böyle bilsin)
    günsonlarına aşığız

ikindi güneşinin tadılmayacak meyvesine
    öğleüstü kararan bu vakitsiz güne
        ve ışıksız kalan filizleredir
    belki-beklenmedik isyanımız

bir mercanda eğlenmeğe bırakacağız sizi
yani geldiğimiz yere ayrılan tayfa
arayışın köklerini bulacaksınız bu akşam
fosforlu yosunlarla sarhoş sularda

-- 2002, Ankara

 

kraldost
yılmadan dar kaldırımlarda dostluk isteyerek /
    cevapsız gezindiğim şehir gecelerinden /
        el etek çekmişken artık fahişeler
ceplerime simit gibi iyimserlik dolduran /
    paralı aşkların bozuk yataklarına
        ve işgal edilmemiş tepelerin yeşil tonlarına
            yeniden hayat veren kraldost
        senin de arkandan bakakaldı şimdi batıduvarları
sen de otellerde yabancılıklara bıraktın ya beni
    onu nasıl suçlarım ki terk ettiği bir mavi yarıdünya değil
        bir zavallı bir bazeniyi benim

sen şehrimi başka şehirlerin iyihaberli sabahlarına /
    sıcak denizlerin yunusbalıklı yansımalarına bıraktın
onun gidişinde başka dünyaların /
    zengin eğlencelerin dalgınlığı mı var
        kendimi nöbetçi mahkemede yargılamalıyım

unutkanlık suyundan ver bana şimdi
böyle kurtulacağım ancak ayın ağır suçlamasından
böyle bir fanus içinde koruyacağım dostluğu akşam rüzgarından

-- 26 nisan 2001, istanbul

 

söğüt
gümüş bıçakları akşama doğru sararan bu salkımsöğüt
    olgunluğuna rağmen ürpertilerle yazsonunu düşünürken
rüzgarda saçlarımı okşayan ince yaprağında
    ve ikindi edalı bakışında görüyorum ki sevgilim
        sen herşeyinle benim değilsin artık herşeyinle değil
    (herşey yavaş zamanda değişmeli midir)
artık merakla dinlemediğin bol telveli fallarım
    bir söylese nasıl korumalı nisan yağmurlarından
        sevgimizin yediveren dallarını
    bir söylese nasıl kazanılır
        sabah goncasına küf getiren serin yağmurun
            ebediyyen kaybettiği peşin güven
    yağmursuz hayat duyulmuş mudur

unutkanlık suyundan vereceksin bize uzun gölgende salkımsöğüt
böyle koruyacağım sevgimi ancak zamanın tırpanından
böyle bir fanus içinde ancak akşam rüzgarından

-- 25 nisan 2001, istanbul

 

gökdeniz
gün / bir kez daha demir alıyor gökdenizimizden
hafif bulutlar ağır bir cenge yelken açtılar
fakat (ah ne yazık)

cesaretle kabarmış pamuk kefenleri kanlanacak
ışıltılı hazinesiyle bu muhteşem bu eşsiz gemi
karanlık cinayetlere pırıl pırıl bir vesile olacaktır

yüksek idealler alçak sonuçlar doğurmuyor mu
ayrılık var ucunda bunun yine ebedi ayrılık
hilalinden ne kadar uzak düşmüş akşam yıldızı

-- haziran 2000

 

kardeşime
masanda zor düşünceler parlıyor sanıyordum dalgalarında
elbette annemizin saçlarıdır gençliğinde kızların fısıldaşıp
hayran kaldığı ve bakakalan erkeklerin anlayamadığı büyüsünü

melal ve sevinç nasıl bir arada gurur ve korkuyla bakarken sana
endişenin gümüş pulları yüzeye yakın parıldıyor tabiat
senin gibi pırlantalara nasıl yer buluyor bu devasa çamurda

şayet (artık fazla kalamayız) aynı saatte soğutmazsa zaman
ılık kanımızı başka cevherler arayacak takati nasıl bulurum ya sen
kaybettiğini dahi nasıl fark edeceksin bu garip bu değersiz taşı

-- ankara, agustos 2000

 

büyükdoğu
derin nefesinde haklısın sevgilim / busem
ada sahilinde daha özgür ve daha muktedir
ay / sapsarı yüzüyle hakim ve mahkum yenikaranlık semada
besbelli güneşe özenmektedir

taşplaklardan bile önce rumca konuşan
    bir osmanlı konağı önünde
        bulutlararası mehtap

heybetli batının gücünü vaktiyle doğuya taşımış
    sonra büyükdoğulu olmuş bir kültürün kalıntılarına
        hayat sinyalleri veren papazlar
    bu adada doğuya mı dahiliz merak ediyorlar
        yoksa batıya mı

-- istanbuL, 2000

 

kilise bahçesinde gece
gökyüzünde göz kırpan şu pırıltı
insan metali bulmadan yola çıkmış yıldızından
yağmur bir saat önce durdu

düğün resimlerinin tercihli mekanı
(mezartaşlarında oymalar gece daha korkunç)
herhalde kilisenin bu tarafı değil

yolumun hatlarını çizen kaçamak gümüş bakışlar
    ve yapraklardan düşen sakin damlalar
        yeri ıslak buluyor

buralarda düşürmüş olmalıyım
yadigar saatim gibi eski uyanıklığımı da
hafif yitirmiş olmalıyım

 

tedirgin
güzel bir gece işlediğimiz
cinayetten doğan intikam
şüphesiz maktulden uzun yaşayacak

ahuca tedirgindi seyredilen lodos
hafiften boynuma dokundu
(afedersiniz birine benzettim)

sen ki
rüzgara kapılmış ılık bir damla
tedirgin ve sakar
boynuma konuverir ihtirasın
yarım saat öncesi
göğsüme süzülürdün

sanki
hatamızdan kalan intikamla
hışımla bakar
nefretle erir ihtirasın
sonra sen yine ayrılık düşüncesi
ve belirsizlik içinde üzülürdün

kışı bekliyorum
ilk fırtınada açılacağım
deniz tanrısına gönül rahatlığını soracağım

 

kayalık
ılık meltem ağırdan dik yamacı çıkarken
    telaşla ürperdi birden kararsız deniz
suskun bulut korkudan bembeyaz duruyordu

şarap değil artık batan tunç martıyı mest eden
    kaf dağında görmediği bu yekpare güzellik
korkuyor ki kaybolacak tek bir kanat çırpışında

eski bir seyahatten sanki döndü dönecek
    eteği yosun kayayı esrarlı kadırga
huzur yelkenleri içinde alevle

içerilerde
    mor üzümlere lezzet katıyor
kızıl buğuları göz kamaştıran bu dalgalı yangın

diplerin karanlığı kayalığa tırmanırken
    martı güneşin okuyla şikayetsiz kanıyordu
bir an dalmışım tekne çakıllara gömüldü