Oca 222014
 

Güher Erbil Siirt’te şantiyedeydi.

Cuma akşamı uçakla Ankara’ya döndü, havaalanından çıkmadan Adana uçağına

bindi.

Şantiye kokusu ile geleceğine dair gözümüzü epeyce korkuttu ama korkulan

olmadı.

İki kocaman kutu Siirt fıstığı ile anlamlı bir katkı sağladı.

 

Oğuz Gülseren de Erzurum’dan Ankara’ya, Ankara’dan Adana’ya uçarak

köfteseverlik uğruna maceraya girişebileceğini kanıtladı. Beraberinde

getirdiği Erzurum kadayıf dolması (içli köfte gibi, içi cevizle dolu

kadayıflar) gerçekten nefisti.

Oca 222014
 

köfteci

“Haydi şarkı için toplanıyoruz” dediğimizde,

Semih abi sol yumruk havada, köfteler için bir devrim marşı söylemeye başladı tüm kalbiyle.

İri yarı bir adam, gür bir ses, yüzünden okunan muziplik.

Susturduk şükürler olsun.

 

***

Köfteci Şarkısı (*) :

Bende bu cehennem gibi yürek olmasa

Hem de deli rüzgâr gibi hasret olmasa

Bir de cana can katan o sevdan olmasa, sevdan olmasa

Ah bu hayat çekilmez, ah bu hayat çekilmez

Sen olmasan köfte, ah bu çile çekilmez

 

Bende bitip tükenmeyen umut olmasa

Ferhat’ın dağları delen sabrı olmasa

Bir de cana can katan o sevdan olmasa, sevdan olmasa

Ah bu hayat çekilmez, ah bu hayat çekilmez

Sen olmasan Fethi, ah bu çile çekilmez

Sen olmasan Nevfel, ah bu çile çekilmez

 

Gönlümde bu dinmek bilmez sızı olmasa

Gözlerimde gözlerinin izi olmasa

Bir de cana can katan o sevdan olmasa, sevdan olmasa

Ah bu hayat çekilmez, ah bu hayat çekilmez

Sen olmasan dostluk, ah bu çile çekilmez

(*) Güher Erbil 68 tarafından, şarkıya verilen isim.

Güher şarkı sözlerini Siirt’te, şantiyede çoğalttı.

Fethi abiye sürpriz, Nevfel’e jest yapıldı.

Provasız, amatörce, ama gönülden söylendi.

Oca 222014
 

Hepsi birbirinden zarif hediyeler aldım. Çok teşekkür ediyorum.

Kim tarafından bırakıldığını ve bana geliş hikayesini (bunlar bana kalsın 🙂 )

sonradan öğrendiğim şu hediye ise sanki birlikteliğimize ötelerden bir dokunuş gibiydi :

3 kuş ve ilişiğinde şu not :

“Nuh Peygamber,

Tufandan sonra,

Ağrı Dağı’na geldiği zaman,

3 kuş türünü serbest bırakmış :

Barış için Güvercin,

Yeni bir çağ için Kırlangıç,

Bereket için de Kelaynak kuşunu.

Halk arasına kelaynak kuşlarının soyunun tükenmesi durumunda

kıyametin kopacağına inanılır.

Nesli tükenmekte olan bu kuşlara sahip çıkalım,

Onları sevgimizle koruyalım.

Evlerimize her zaman bereket getirsin.”

 

Şimdi dostlarıma “kelaynak kuşları” desem herhalde yanlış olmaz.

Nesliniz tükenmesin.

Oca 222014
 

Buluşma ekibine bir sürpriz yaptım, Caner’i davet ettim ama kimsenin haberi yoktu.

Caner gruptaki yazıları izliyor, ama ses çıkarmıyordu.

9 günlük Endülüs gezisinden Perşembe günü dönüp,

Sadece 1 gün dinlenip, ertesi gün Adana’ya gelmeyi göze aldılar İnci’yle,

teşekkür ediyorum.

İnci’yle piknik alanına geleceklerdi.

Cuma gecesi 2:30 da yattık. Yatmadan bilmecenin yanıtını hazırladım,

Hatırlarsanız şöyle bitiyordu :

Biz size ne demek istedik.

(Sizi temsilen biraraya geldik ve sizi seviyoruz demek istedik)

Önden gelen grupla kahvaltıdayız.

Öğleden sonra piknik yerinden yayın yapacağız.

Fethi 67

Gunes 67

Guher 68

Tamer 68

Mustafa 69 ve Zülal

Semih 70 ve Canan

Caner 71 ve Inci

Engin 73

Yakup 75

Kadriye 75

Nezih 75

Oguz 82

Onder Cem 81

Nihal FLD

Hediye 90

Betul 90

 

Ben bunu Cuma gecesi yazdım, Cumartesi bunları yazacak vaktim olmaz diye,

kahvaltı sonuna doğru size gönderdim.

Herkes kahvaltıdayken “Bi dakka, bi dakka  beni dinleyin” yaptım ve

yazdıklarımı okumaya başladım.

Katılımcıları okurken,

Caner 71 der demez başımdan aşağı kaynar sular döküldü.

“Eyvah ya, sürprizi bozdum” diye bağırdım.

Düşünsenize herkes pür dikkat dinliyor ve ben ağzımdan kaçırıyorum, hem de o zamana dek özenle saklamışken.

Neyse canım.Zaten sanırsam Caner de rahat duramamış, önceden

birisine(birilerine?) ağzından kaçırmış, di mi canıma can com?

Oca 222014
 

Cumartesi sabahı evde bir telaş.

Herkes yavaş yavaş gelmeye başladı.

Kimi yemek pişiriyor, kimi sohbet ediyor, kimi kahvaltı sofrası topluyor.

Piknik yerine gidecek eşyalar hazırlanıyor.

Nihal ortada yok.

Nihal nerde? Bütün odalara bakıyoruz yok.

Ayakkabısı evde.

Sonra fark ediyoruz ki, işyerinin arabasını almıştık, o da yok.

Nihal arabayla bir yere gitti, demek ki terlik giydi, ama nerede?

(İlginç…Neden telefonla aramadım ki.Çıkmak üzereyiz diye telaştan sanırım)

Sonunda geldi.

Bir kahve makinesiyle.

Önceki geceden bizde kalmış olan Nihal, Güher ve Engin bakmışlar ki bu evde

çok kahve pişiyor, bir makinenin iyi olacağına karar vermişler, sağ olsunlar.

İyi de, Güher’cim, Engin’cim, siz de “Nihal Nihal” diye ortalıkta Nihal aradınız,

Walla arkanızdan “Hiç yakıştı mı yaşlarına başlarına” diye dedikodunuzu

yaptık, haberiniz ola 🙂

***

Konuyla ilgili olarak Hediye’nin notları :

Tabii bu noktada Nihal’in neden arandığı net bir şekilde söylenmezse
durumun vehameti anlaşılmıyor.. Sevgili Güher ablam 5 dakkada Beşiktaş
tarzında süper basit bir börek göstermek üzere tezgahın başına geçti, bir
gün önceden özene bezene hazırladığı(!) hamurları alıp böreğe başladı, ilk
hamuru kesip tepsiye koyacakken baktık ki tepsi yok! Ama o tepsi daha önce

Nihal’in zeytinyağlı fasulyesinin konduğu ve büyüklüğünden dolayı börek
görevine atanmış tepsi.. Yani en son Nihal onu boşaltıp bir yere koymuş
olmalıydı, ama Nihal ortada yoktu.. Ortalığı 2 kere falan dolanmama ve
dolapları iki kere gözden geçirmeme rağmen hala tepsi bulunamamıştı.. Hatta
acaba yıkanıp kurusun diye balkona mı konmuş olabileceği kontrol edilen
tepsi hala yoktu… Islatılmış börek hamuru tezgahın üstünde beklerken
tepsi bir türlü bulunamamıştı. O yüzden bir an önce Nihal’e ulaşılması
gerekiyordu .. Ama Nihal de ortada yoktu… Tekrar tekrar aranması ve akıl
yürütülmesine rağmen panik geçen 5 dk -o kadar kısa demeyin panik halde çok
uzun gelebiliyor insana- içinde bir daralma yaşanacakken ve Nihal belki de
cepten aranacakken meşhur börek için rezerve edilen tepsi lavobanın içinde
başka bir tencerenin altında yıkanmak üzere bekler halde tespit edildi,
ortalık yatıştı, tepsi yıkandı ve kurulandı, börek yerleştirilip fırına
verildikten az sonra da nihal adı geçen kahve makinası ile eve geldi..
Nihal gelmeden tepsi sorunu çözüldüğü için kahve makinası teslimi sırasında
odak kahveye ve makinaya kayıp hemen ardından “Heyo millet makinadan kahve
isteyen var mı?” tarzından bir çağrıya kaydı ama bu konu konuşulurken
öncesinde Nihal’in  ve en son onun elinde görülen tepsinin yokluğunun
yarattığı stresi anlamak için bu detayların verilmesi gerekiyordu diye
düşündüğüm için bu gereksiz mesajı yazıyorum. 🙂

Sevgiler
hediye(’90 makinadan kahve içip kaşla göz arasında fal baktırmış olan 🙂 )

Oca 222014
 

Bu seferki köfte buluşmasında mesafe uzak olduğundan, geliş-gidiş, konaklama gibi detayların da düşünüldüğü bir organizasyon yapılmalıydı, bu nedenle duyurusu erken yapıldı.

Tabii bu ekibin heyecanının canlı tutulması, insanların “Ne yapıyorum ben yaw, salak mıyım taa nerelere gidiyorum” hissiyatına düşmemesi de yerinde olurdu.

Fethi abim başta kendisine, sonra bizlere “salak” sıfatını uygun gördü.

Evet salaktık, ama heyecanlı salak olmamız gerekiyordu, bu nedenle, hem de

daha rahat haberleşmek için mayis-bulusmasi grubunu kurduk.

Yazışmalar sırasında değişik fikirler de ortaya çıkmaya başladı.

Bunlardan biri de, benim, evinde takımı bozulmuş tek tük kalmış kahve

fincanlarını ne yapacağını bilemeyen arkadaşlarımıza yaptığım çağrıydı.

Atsan atılmaz, satsan satılmaz fincanları varsa onları bana getirebileceklerini, koleksiyonuma ekleyebileceğimi

söyledim. Ben ruh halime göre ya da o gün görmek istediğim renklere göre bir fincan seçerek Türk kahvesi içmeyi

çok seviyorum.

Aslında son zamanlarda, “takım”, “bir örnek” olan her şeye biraz uzak

durmaya başladığımı fark ediyorum.

İlk koleksiyon fincanlarım, evdeki fincan sayısı azaldığında Nevfel’in bir

mağazada tek kalmış fincanların tek tek satılabildiğini görmesiyle başladı.

Bana göre takım denen şey 2, 4, 6, 12, de ki 8 öğeli olmalıydı,

ama her biri değişik olacak bu fincanlara “neden olmasın” dedim ve sonra da

çok sahiplendim bu fikri.

Çok güzel fincanlar geldi.

Daha önemlisi, hikayesi olan fincanlar geldi.

Ayrıca “Tüh unuttum evde, hazırlamıştım halbuki”ler de var.

Onlar kargoyla gelecek.

E gönderin de fotoğraflayım şu fincanları bir arada.

Türk kahvesinin kokusuna, tadına, sunumuna, fincanlarına, eşlik eden sohbetine bayılıyorum.

Fincanlar renk renk, desen desen. Aynen bizim gibi. 

Kırılmasınlar diye kullanmaktan çekinmek istemem. 

Özen gösteririm, kırmam. Kırılırlarsa da yenilerini isterim. 

İnsanın sevdiğine nazı geçer. 

Kırılanın yerine yenisini istemek, sevmenin getirdiği bir haktır. 

Ben Nevfel’in yazdığı sevgi yazılarının bana yazıldığını vehmederim.

Şunun gibi :

http://nevfelozmen.wordpress.com/2013/05/06/bahr-icinde-katreyim-bahr-oldu-hayran-bana/

“Neyine güveniyorsun?” diye soruyor gülerek.

“Hiçbir şeyime” diyorum. “Ben sana, senin sevebilme yeteneğine güveniyorum.”

Oca 222014
 

Biliyorsunuz Fethi abi, köfte partilerinde herkese bir görev veriyor.

Güneş Caner’in görevlerinden biri de pilaki yapmaktı.

Taze barbunya pilaki mi, kuru fasulye pilaki mi derken,

henüz taze barbunya çıkmamış olduğundan, kuru fasulyede karar kılındı.

Yalnız, fasulye irisinden olsa iyi olacaktı; ancak Güneş Tarsus’ta ve

Mersin’de sorduğu yerlerde iri kuru fasulye bulamadı.

Mudanya’dan katılarak, Fethiye Köyceğiz’den katılan Kadriye 75’le beraber

“en çılgın”lardan olma ünvanını elinde bulunduruan Nezih Yücedinç 75,

sorunu hemencecik çözdü. Mudanya’da bir Giritli Vedat abimiz varmış, kendisi fasulyeleri muhtemelen İzmir’den getirtmekteymiş.

Giritli olduğunu vurgulamaktan hoşlanan bu abimizde her daim iri beyaz

fasulye bulunurmuş.

Fasulyeler alındı, Yurtiçi Kargo’ya verildi.

Güneş’in uyarısıyla Yurtiçi “Karga” olmamasına dikkat edildi.

Mersin’e çabucak ulaştı. Demo pişirimi yapıldı, kestane lezzetinde olduğu

görüldü, çok beğenildi.

Adana’ya pişmiş olarak geldi, piknik alanında afiyetle yendi.

Şimdilerde Fethi abiye Eskişehir’e de Mudanya’dan fasulye kargolanacak.

Siz de bu kestane lezzetindeki fasulyeden istiyorsanız, lütfen kargo

ücretini üstleniniz, yoksa Nezih abi biter.

Oca 222014
 

Sevgili dostlar,

Gerçek anlamda masalsı günler geçirdik.

1-1,5 ay önceden başladık yazışmaya.

Kah detayları planladık, kah sadece “günaydın” dedik birbirimize.

Yapacağımız gırgırı düşünüp gülüştük.

Gün yaklaştıkça heyecanlandık, telefonlaştık, sokakta yürürken “dur şunu da

yapalım” dedik, kendi kendimize güldük.

Delilerin neden güzel işler yaptıklarını anladık :

Yüreklerinin sesini dinlemek için beyinsel bir engelleri olmadığın için olsa gerek” dedik.

Çok istemiştim bir köfte partisi de Adana’da olsun diye.

Fethi abiyle telefonda konuşurken, “Bu yılki köfte İzmir’de değil mi, ne

zaman düşünüyorsun” diye sordum, Semih abi 3.Bahar Sitesi’ne davet etmişti önceden.

“Adana’da da olsa ne iyi olurdu, ama nasıl olacak ki, ben gidiyorum buradan”

dedim.

Fethi abi, “Çok zor olur, çok yorulursun” dedi.

Bir kaç dakika sonra yeniden aradı : “Biz bunu yaparız” 🙂

İşte “çılgınlığına güvenen varsa evet desin” mesajını böylece yazdı.

Hakikaten bu kadar yol gelmek çılgıncaydı.

“Varım” diyenler, sonradan neresi olduğunu öğrenince “abbovvv” dediler ama

çılgınlıktan da vazgeçmediler.

Semih abi, kendisi Amerika’dayken planlanan ve sonradan öğrendiği bu yer

değişikliğini olgunlukla karşıladı, ve atladı geldi.

İşleri dolayısıyla gelişini sonradan iptal edenler de oldu.

20 misafirimiz vardı. Aileyle birlikte 32 kişiydik. Küçük Mina dahil 33 🙂

İlk ekip Cuma akşamı ulaştı. Cumartesi sabahtan öğleye kadar da gelenler

oldu.

Sevgili Güneş Caner’in fikriyle, Çukurova Üniversitesi öğretim üyesi

misafirhanesinde yer ayırttılar.

Kızlardan bir grup da biz de kaldı. Cumartesi öğleye dek tüm yemekler

pişmiş, hazırlıklar tamamlanmıştı.

Piknik alanına doğru yola çıktık arabalarla.

Pazar sabahı, bizde kalanlarla kahvaltıdan sonra benim işyerime gittik.

Orada AFL 50.yıl etkinlikleri için beyin fırtınası toplantılarından birini

yaptık Güher’in moderatörlüğünde.

Adana’dan Doğan Dönmaz 71 ve eşi ile Murat Kuru 74 de geldiler toplantıya.

Bir grup da, sabahtan Adana gezisi yaptı.

Pazar öğle saatlerinde, öğleden sonra ve akşam olmak üzere herkes dönüş

yoluna koyulmaya başladı.

Sevgili Mustafa Güngör abi ve eşi, Ankara’dan özel araçları ile gelirken,

kızım Zeynep’i de getirdiler ve tekrar götürdüler.

Başta Fethi abi olmak üzere, herkese ayrı ayrı teşekkür ediyorum.

Cuma akşamı gelenlerle evde ve künefecide, cumartesi günü piknik alanında

ve evde, Pazar günü evde fotoğraflarımız var.

Şurada :

https://plus.google.com/photos/112693917546901418675/albums/5874821425576601441?authkey=CIfW_5jylfP4jQE

Bir de hikayeler var tabii 🙂 Kuru fasulye pilakinin, köftelerin, kahve
fincanlarının, renkli kalemlerin, kokoreç tahtasının, Siirt fıstığının, hamaktan
düşüp bozuntuya vermeden telefonla konuşmaya devam etmenin…
Erzurum’dan gelen kadayıf dolmasının…
Buluşma  için yazılanların…
Endülüs’ten gelenlerin…

Buyrun :

Oca 222014
 

4 Mayıs Cumartesi sabahı afl-forum’a gönderilen yazı. Bir gizem aydınlanıyor 🙂

Deşifre :

Hakikaten yahu.

Arkası gerçekten de yarın. Nihayet.
(4-5 Mayıs köfte buluşması)

Dedik ki, bu bir düet. Bir kadın ve bir erkek sesiyle başladı.
(Organizatör Fethi Şeniş, ev sahibi Betül Özmen)

“Farklı lezzetler” bir araya gelsin diye düşünüldü.
(Köfte, kokoreç, kebap, zeytinyağlılar, tatlılar vs)

Sonra,  “Senin amacın ne” diye sorduk.
(Köfte kadrosuna kabul edilebilmek)

Yeni amacın, amacın kendisi olmaktır. Bunun için var edildin ve nihayet o seviyeye geldin.
(Yeterince çılgınsın)

Bunun için uzun yolculuklar bile göze alınır.
Tebdil-i mekanda ferahlık, tayy-i zamanda aşkınlık vardır” dedik.
(Adana’ya gidilecek ülen! Öyle buyurdu Fethi Bey!)

Sonra paralel evrenlerden bahsettik.
Mesela burası afl-forum, orası başka bir yer.
Ama orada da burada olan insanlar var, fakat burada, oradaki kimlikleriyle
seslerini çıkaramıyor/çıkarmıyorlar. O büyük amaç için toplanıyorlar.
(Mayis-bulusmasi diye bir mail grubu kurup orada sürekli yazıştılar, organizasyonu en ince ayrıntılarına kadar planladılar)

Türkülerimizi severiz.

Çayır çime geze geze diye başladık, zeytinyağlı yiyemem aman diye devam ettik.
Aslında sadece zeytinyağlı yiyemem, başka şeyler de olsun dedik.

Türkü yöresi ile bilinir değil mi? E, yöreleri gezdik.

Gezdik de neye göre gezdik.
(il plaka kodlarına göre gezdik. 17 Çanakkale’den başladık, birer birer geri giderek bu güne geldik. Bu gün 01 Adana’dayız.)

(01 Adana) :

Hadi abi, sana bir fazla ipucu : Plankton neyi çalmak istiyor?
(Köfte tarifini çalmak istiyoruz, ama çalabilemiyoruz)

Ok dostlar,

5N 1K

Ne, nerede, nasıl, neden, ne zaman, kim

Yanıt verecek ilk üç kişi, onurlandırılacaktır.

Doğru yanıt veren ilk üç kişi ziyadesiyle onurlandırılacaktır.

Çözün bakalım.

Biz size ne demek istedik.
(Sizi temsilen biraraya geldik ve sizi seviyoruz demek istedik)

Önden gelen grupla kahvaltıdayız.
Öğleden sonra piknik yerinden yayın yapacağız.
Fethi 67
Gunes 67
Guher 68
Tamer 68
Mustafa 69 ve Zülal
Semih 70 ve Canan
Caner 71 ve Inci
Engin 73
Yakup 75
Kadriye 75
Nezih 75
Oguz 82
Onder Cem 81
Nihal fld
Hediye 90
Betül 90